Monday, April 23, 2018

‘Ortalama doktrini’

AKP’de temsil edilen siyasal İslam ülkede kendi siyaset, ahlak, kültür, özgürlük, ekonomi anlayışına göre bir düzen, iktidar inşa etti. Seçimlere gidiş koşulları, bu düzenin, iktidarın derin bir istikrarsızlık içinde olduğunu kanıtlıyor.
İki yaklaşım 
Toplumlar varlıklarını tehdit eden derin istikrarsızlık dönemlerinde her zaman iki yaklaşımla karşılaştılar. Bir yaklaşım, toplumu derin istikrarsızlıktan çıkarmak için, onu, bu noktaya getiren sorunlardan kurtaracak yönde, yeniden tasarlamayı önerir. İkinci yaklaşım, toplumu, istikrarsızlığa yol açan aşırılıklardan kurtararak koruyacak“ortalama bir yol” bulmayı önerir. Bu iki yaklaşım felsefe tarihindeki radikal bir yol ayrımını yansıtır.

Thursday, April 19, 2018

‘Yeni Ortadoğu’da, ikilemler ve ‘gerçek erkekler’



(...)

Öncelikle, “Batı ittifakı-NATO mu, Rusya-Suriye- İran bloku mu” ikilemi var.

(...)

AKP Türkiye’si “stratejik derinlik” fantezisiyle liderliğine soyunduğu İslam dünyasına dönünce bu kez, “Suudi - Mısır liderliğinde bir Sünni blok mu - Şii İran mı” ikilemiyle karşılaşıyor.

(...)

Belli ki Bolton, Arap gücünü Suriye’ye getirip, sonra İran’la kapıştırıp, bu bahaneyle de “gerçek erkekler” ne yaparmış göstermek istiyor.

(...)


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 16, 2018

Esas konu geleceğin hegemonya savaşları

Tam Suriye iç savaşı biterken, “kimyasal silahlar kullanıldı” iddiası ortaya atıldı, ortalık karıştı. ABD, İngiltere, Fransa, “Esad’ın işidir, cezasız kalmayacak” dediler.

İngiltere denizaltılarını Doğu Akdeniz’e getirdi; Trump; füzeler geliyor gibi tweet’ler attı, Fransa, ABD ile eşgüdüm içine en uygun anda vuracağız dedi. Suudiler de “biz de, biz de” dedi. Rusya, Esad rejimi, uçaklarını, füze rampalarını yeniden konuşlandırdı. İsrail, İran’ın Suriye’deki, varlığına son vermek için fırsat bekliyordu. Bu garip koalisyon cumartesi sabahı 100 kadar füzeyle, önceden Rusya’ya bildirilmiş Suriye hedeflerini vurdu. Reuters’in Rus ve Suriye kaynaklarından aktardığına göre en az 13 füze havada vuruldu. ABD savunma bakanı Mattis’in “bir kereye mahsus” olarak nitelediği saldırı, İran ve Rus hedeflerinden de uzak durmuştu.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 12, 2018

Muhalefet cephesinde ‘bilişsel uyumsuzluk’ var!

Siyasetin muhalefet cephesinde ilginç bir “bilişsel uyumsuzluk” (cognitive dissonance: birbiriyle çelişen düşüncelere sahip olmak) var.
Bu, ünlü yazar F. Scott Fitzgerald’ın “Birinci sınıf zekânın göstergesi” olarak gördüğü “birbirinin zıddı iki düşünceyi aynı anda barındırarak yaşamını sürdürmeyi başarmak” becerisinden farklı bir durum. Çünkü muhalefet bu birbirinin zıddı düşünceleri birlikte barındırsa bile, yaşamına, bunları birlikte düşünerek devam etmiyor. Aksine, çoğu zaman yaşamına, yalnızca birine dayanarak, devam etmeye çalışıyor.
Bu durum daha çok Freud’un verleugnung (yadsıma) kavramını akla getiyor: İki düşünceden en ağrılı, travma yaratan düşünceyi bastırarak, konuşmaya/yaşamaya devam etmek!

İki zıt düşünce... 
AKP’de temsil edilen siyasal İslamın karşısındaki muhalefet, özellikle ana muhalefet partisi, seçimlere gidiş ortamının bileşenlerini açık ve doğru bir biçimde tanımlayabiliyor:

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 09, 2018

Ticaret savaşları ve ötesi

Dünya ekonomisinde korumacılık çabaları geçen hafta hızlandı. Açıklanan önlemler uygulamaya konursa, ABD ile Çin arasında başlayacak “ticaret savaşları”, ittifaklar zincirinin, ekonomik modellerin dayanıklılığını sorgulayan bir hegemonya savaşına dönüşebilir.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 05, 2018

Istakoz sepeti...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı İlnur Çevik’in: “Rusya hava sahasını açmasaydı bırakın El Bab’a ve Afrin’e girmeyi, insansız hava aracı bile uçuramazdık”... “56 şehidimiz var ama”... saptamalarının yanı sıra bu sayede Türk müteahhitlere açılan yeni olanaklara ilişkin sözleri bana ıstakoz sepetini düşündürttü.

Istakozun sepete, yemlerin cazibesine kapılıp girmesi kolaydır; girdikten sonra yalnızca tek bir yönde ilerleyebilir, yemlere ulaşabilir ama sepetten çıkamaz. Istakoz artık balıkçının malıdır.

Ortadoğu’da genel manzara 
Suriye’yi “Istakoz sepeti”, Ortadoğu’yu da deniz olarak düşünebiliriz...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 02, 2018

Filistin sorunu yeniden gündemde

Filistin sorunu, Suriye iç savaşının, IŞİD vahşetinin, Suudilerin İsrail’e yaklaşmasının etkisiyle, dünya medyasının ekranlarında arka plana itilmişti. 

Cuma günü binlerce silahsız Filistinli, Gazze’nin İsrail sınırında, 1976 yılında topraklarını alan İsrail askerlerine direnirken öldürülen altı Filistinlinin anısına her yıl tekrarlanan “Toprak Günü” için toplanmışlardı. Anca bu kez toplananlar, mayısın 15’ine, Nakba’nın (‘Felaket’) 70. yıldönümüne kadar sürecek bir “Geri Dönüş Yürüyüşü” eylemlerini de başlatıyorlardı. Topraklarına, evlerine, geri dönmek isteyen Filistinlilere İsrail ordusu ateş açtı: Bir günde 16 Filistinli öldü, yüzlercesi yaralandı (Haaretz, 31/03/2018). 

(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 29, 2018

ABD: Çok uygun atamalar

Donald Trump, John Bolton’u Ulusal Güvenlik Danışmanı, Mike Pompeo’yi Dışişleri Bakanı, Gina Hasbel’i de CIA direktörü olarak atadı. Atlantik’in iki yakasında bu atamalara ilişkin yorumlarda özellikle Bolton’un kişiliğinden kaynaklanan bir korku oluştu: “Beyaz Saray’da bir fanatik daha” (Max Boot), “Dick Chaney yönetimine hoş geldiniz” (Stephen Walt), “jeopolitik riskler açısından, 1998’den bu yana en önemli olay” (Ian Bremmer),“Önce Amerika dünyasının istikrarlı yükselişi” (Financial Times); “Dünya barışına tehdit” (The Observer), “Savaş yanlısı bıyıklı” (Le Figaro); “Önleyici vuruş yanlısı” (Die Welt), “Paniğe kapılmanın zamanı” (Fred Kaplan).
Bolton, ABD Irak’a saldırmaya hazırlanırken “gerçek erkekler İran’a gider” diyordu (...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, March 26, 2018

Kültür savaşları

 “O komünist, vatan haini terörist gençler”... “Beyoğlu’ndaki marjinaller”... Seçimlere giderken kültür savaşları sertleşiyor. 

(...)

Kıramıyorsan dışla... 
Siyasal İslam, seçimlere giderken, direncini kıramadığı, susturamadığı kesimi siyaset yapılan alanın dışına itme, iradesinin sandığa yansımasını önleme çabalarını çeşitlendirerek hızlandırıyor. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 22, 2018

Bu sırada Türkiye...

Büyük güçler (emperyalist merkezler) arası ilişkilerde kritik bir durum şekilleniyor. Bu sırada AKP Türkiye’si olağanüstü koşullarda seçimlere gidiyor, Afrin’den sonra savaşı derinleştirmeye niyetli olduğunu açıklıyor. Ülkede adeta, bir “mükemmel” fırtına gelişiyor.

Eşzamanlı büyüme... 
Son veriler dünya ekonomisinde 50 ülkenin eşzamanlı (senkronize) büyüme evresinde olduğunu gösteriyor, 2018 yılına ilişkin iyimser beklentileri güçlendiriyordu. Ancak, kapitalizmin tarihi, ülke ekonomileri arasındaki eşzamanlı hareketlerin özellikle yapısal kriz dönemlerinde şiddetli ekonomik hatta siyasi çalkantılara açıldığını gösteriyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 19, 2018

Boykot çağrısı olasılığı üzerine...

Henüz, bir boykot çağrısı yok, yalnızca çağrı olasılığı tartışılıyor, ama liberal eğilimli entelijansiya aniden paniğe kapılmış görünüyor. Boykot çağrısı yapmanın “demokrasi bozgunculuğu” olduğunu iddia edenler bile var. Halbuki kimi koşullarda, sandığa gitmek demokrasinin tabutuna son çiviyi çakanların peşine takılmak anlamına da gelebilir. Boykot, demokrasiyi savunmanın tek yolu olarak karşımıza çıkabilir. Dolayısıyla kanaatlerle değil, düşünceyle hareket etmeye çalışmakta yarar var.

Paniğin arkasındaki üç neden 
Liberal entelijansiyada oluşan paniğin arkasında üç neden olabilir. Birincisi: Boykot taktiğinin anlamını kavrayamamak. (...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 15, 2018

Ne Yapmalı?

Seçimlere, OHAL, YSK vesayetine ek, yeni seçim yasası, savaşla kabaran “Türk-İslam sentezi” (dışında kalan gayri milli) iklimi altında gireceğiz. Orhan Bursalı salı günü yazısında durumu ayrıntılarıyla sergiledi ve sordu: Peki ne yapmalı?
(...)

İki taktik
Sonuçları adeta şimdiden belli bir seçim olasılığının, gerçekliğe dönüşmesine direnmek gerekir. Direniş söz konusu olunca da akla önce, “boykot” taktiğinin gelmesi çok doğal. Ancak, “Seçim demokratik hakkımızdır, bu hakkımızı kullanalım: seçimlere girip sonra yolsuzlukları teşhir edelim ve meşruiyetini o zaman sorgulayalım, boykotu o zaman belki de ‘parlamento boykotu’ olarak tartışalım” savının arkasında da güçlü bir mantık var.

(...)

Monday, March 12, 2018

Korkular, yadsımalar

Seçimlere giden yolda ülkeyi çok ağır sorunlar bekliyor. İktidar da, muhalefet de bu sorunları aşabilmek için büyük riskleri göze almak zorunda kalacaklarının bilincinde; tedirginlik giderek korkuya dönüşüyor.

Rıza alanı daralıyor 
OHAL, YSK vesayeti altında yapılan, mühürsüz oylarla kirlenen anayasa referandumunun sonuçları, AKP liderliğindeki siyasal İslamın, toplumun, rızasını alabildiği kesiminin sınırlarına dayandığını, dahası, bu sınırların gerilemeye başladığını gösterdi.

AKP seçim kaybederek muhalefete geçtiğinde var olmaya devam edebilecek bir parti değil.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 08, 2018

Büyük resmin son parçaları



İtalyan seçimlerinin sonuçları, küreselleşme sonrası dönemin büyük resminin son parçalarının da yerine, 1930’ları andıran yönde oturmaya başladığını düşündürüyor.

Kısa bir anımsatma
Kapitalizmin yapısal (birikim rejimi) krizi içinde, kriz yönetim modeli çökerken çok şiddetli bir finansal kriz üretti. Ardından uzun bir durgunluk yerleşti. Goldman Sachs’ın öncü göstergeler indeksinin şubat ayı performansı, tüm toparlanma iddialarına karşın merkez ekonomilerin yeniden zayıflamaya başladığını, uzun durgunluğun aşılamadığını gösteriyor (Zerohedge, 05/03). Financial Times çevre ülkelerin borç yükünün tehlikeli düzeylere ulaştığını savunuyor (05/03).

(...)

Monday, March 05, 2018

‘Kutuplaşma’dan savaşlara

Geçen hafta büyük güçler arası kutuplaşmayı konuşuyorduk, bu hafta gündemde “savaşlar” var. Neyse ki şimdilik ticaret savaşları. Ancak, kapitalist sistemde, ticaret savaşlarına yol açan dinamiklerle, sıcak savaşlara yol açan dinamikler büyük ölçüde örtüşüyor.

İşletim sistemi sorunu 
Geçen hafta bir yazar, “Batı dünyasının işletim sistemi çöktü mü” diye soruyordu (New York Magazine, 27/02/18).

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 01, 2018

Tehlikenin farkında değil misiniz?

Dünyada büyük güçler arası kutuplaşma hızlanırken Türkiye toplumunda da kutuplaşmalar ve çürüme derinleşiyor. İktidar, yandaş basın bağırıyor: “Ülke yaşamsal bir tehlikeyle yüz yüze. Muhalefet aklını başına toplamalı. Yoksa...”
Gerçekten de, ülke bugün yaşamsal bir tehlikeyle yüz yüzedir. Ancak bu vahim durumun mimarı, 16 yıldır ülkeyi yöneten AKP liderliğindeki siyasal İslamın kendisidir. Hem yangını çıkarttılar hem de yangın var diye bağırıyorlar. Pes doğrusu.

Kutuplaşma ve silahlanma yarışı

ABD-Rusya kutuplaşması Ortadoğu’da patlayıcı biçimler sergilemeye başladı.Örneğin, (...)

Monday, February 26, 2018

Tabutun kapağındaki son çivi

Yeni seçim yasası tabutun kapağındaki son çividir. Tabutun içinde, doğum yaptığından bu yana haklar ve özgürlükler alanında, askeri diktatörlüklerin darbeleriyle düşe kalka yoluna devam ederken, AKP döneminde birbiri ardına aldığı ölümcül yaralardan son nefesini vermekte olan “demokrasi” var. Yanında da, kamuyu yönetecek olanları “halk (laicus) seçer” varsayımına dayanan laik Cumhuriyet (res publica)... Bu son çivi de çakıldıktan sonra, seçim sistemi, haklar- özgürlükler alanı olarak demokrasi ve bir devlet biçimi olarak cumhuriyet ölecektir.

Demokratik rejimin AKP döneminde aldığı yaraları, Emre Kongar Hocamız açık bir biçimde özetlemişti. Demokrasiyi korumaktan, bu yaraları sarmaktan sorumlu muhalefet cephesi üzerinde düşünmek de yararlı olabilir. 
Bu cephede, CHP, HDP ve sosyalistler var. 

(...)

Thursday, February 22, 2018

Sonuçları önceden belli seçimler - II

Geçen hafta, Mısır’da yapılacak başkanlık seçimlerini, muhalefet üzerindeki baskıları, medya üzerindeki kontrolü, muhalefetin durumunu tartıştıktan sonra, sonuçlarının önceden belli olduğunu savundum. Yazımı “Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Bir farkla ki... Muhalefetin kendini toparlayarak AKP - siyasal İslam iktidarının kurduğu oyunu bozması için, henüz çok geç değil” gibi iyimser bir tonda bitirdim.

Pazartesi yazımı yazarken CHP’nin, geçen hafta basına kapalı olarak yapılan Meclis grup toplantısından, arkadaşımız İklim Öngel’in aktardıklarını düşündüm; zaten zorlukla korumaya çalıştığım iyimserliğim buharlaştı.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, February 19, 2018

‘Yıkım tablosu’ ve bir soru

CHP, AKP’nin 16 yıllık “yıkım tablosunu” rakamlarla ortaya koyan bir rapor hazırlamış. Karşımızda, siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarının, toplumu çöküşe sürüklemekten çekinmediğini, yalnızca bugünkü talancı düzeni değil, gelecek kuşakların gelirleri üzerine koyduğu ağır ipoteği de sergileyen bir tablo var.
(...)

Ne yapmalı? 
Bu tablo, siyasal İslamın gittikçe koyulaşan fiziki ve simgesel şiddetinin arkasındaki gerçeği sergilerken, “ne yapmalı” sorusunu da gündeme getiriyor. 

(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Friday, February 16, 2018

Aniden, ABD ve AB'de yorumcular, Türkiye'de milliyetçiliğin yükselmesini konuşmaya başladılar. "Hayret birşey" demek yerine eski bir yazıyı paylaşmak istedim

Cumhuriyet 03.10.2007
GLOBALPOLİTİKÜLTÜR
ERGİN YILDIZOĞLU
Güvenilen Dağlara Kar Yağıyor...
Seçimlerden önce, kendilerini gerçekten ülkenin "kanaat önderleri" ("Biz bu sürüyü güderiz abi!"), yanında yürüdükleri "kâğnının gölgesini" kendi gölgeleri sananlar şimdi bir düş kırıklığı yaşıyorlar: Havada adeta bir panik var; mahalle, otobüs, bazen uçak baskısı, bazen internet cafede oruç dayağı, "Malezya olur muyuz" diye sormalar, kalkıp Malezya'ya gitmeler... Sonra, AB üyelik sürecine ilgimizi mi kaybettik? Büyük sermaye de endişeli...
Durun bakalım, daha yeni başladı...
Seçimlerden sonra, galiba yalnızca bizler şaşırmadık. "Tehlikenin farkında mısınız? " demiş, "liberal entelijansiyanın yavaş intiharından" söz etmiş, "mahalle baskısını" da içeren "pasif karşıdevrim sürecinin" özelliklerini anlatmaya çalışmıştık. Nihayet AKP'nin seçimlerde momentumunun kırılmaması halinde, yükselen muhalefetin yarattığı korku ve kızgınlıkla, seçimlerden sonra çok daha hızlı, kararlı davranacağını savunmuştuk. Şimdi, şaşkın değiliz.
Ama endişeliyiz. Çünkü AKP'nin "seçim" zaferinden sonra başlayan "yeni" sürecin daha başındayız. Önümüzdeki dönemde, bu süreç, ilerlemeye, derinleşmeye, düş kırıklığına uğrattıklarının listesine yenilerini eklemeye devam edecek.
Siyasal İslam, "pasif karşıdevrim" (restorasyon) sürecinin en önemli özelliklerinden biri, tüm "mevzi savaşlarında" olduğu gibi, ne kadar ufak olursa olsun sürekli kazanımlar elde etmeyi sürdürmek; bir alanda duraklama yaşanırsa, bir başka alana yoğunlaşmak, süreci oradan ilerletmeye çalışmaktır. Bugüne kadar "demokrasi", "bireysel özgürlükler", "AB süreci " , kavramlarını kullanarak ilerledi siyasal İslam. Bu sayede kendine çok önemli "yol arkadaşları" edindi, bunlar sayesinde, geleneksel olarak kendisine ait olmayan çevrelere nüfuz etti, verili duruşlarda, kendisine doğru önemli dönüşümler (transformismo) gerçekleştirdi. Bu çevrelerdeki dönüşümün enerjisini siyasal İslamın projesine doğrudan katamasa bile, bu projenin andaki motorunu, AKP'yi ilerletmek için kullandı.
AKP ilk kez seçimleri kazandığında, bu partinin, kendi toplumsal tabanından, bu tabanın taşıdığı sosyal projeden, bağımsız bir varlığa sahip olamayacağını, etkisinden tümüyle ve uzun süre çıkmasının söz konusu olmadığını savunmuştuk. Şimdi yaşananlar çok doğaldır. AKP'nin ait olduğu karmaşık, toplumsal hareket, siyasal İslam, kendi toplumsal güçleriyle, yaşam tarzıyla, umutlarıyla, en önemlisi gerçek liderleriyle (bunlar AKP liderliği ile örtüşür ama aynı şey değildir) iradesini dayatmaya başladı. Bu iradenin, hareketin liberal "yol arkadaşlarının" iradesiyle çatışması kaçınılmaz. AKP ve siyasal İslamın dünkü "sevimli" yüzleri bu gün, daha kalın sesle ve çatık kaşlarla, bu yol arkadaşlarına, ya artık bize katılacaksınız ya da hareketin eteklerinden düşeceksiniz diyorlar.
Son günlerde, siyasal İslamın, aile ile devlet arasındaki alanı ( "sivil toplum" ) sessizce ve adım adım ele geçirme süreci , medyanın etkisiyle görünür olmaya, "transformismo" süreciyle yakalanan tabakaların AKP'ye güvenini tehdit etmeye başladı. "Demokrasi", "bireysel özgürlükler", "AB üyeliği" kavramları siyasal İslam açısından, artık işlevlerini kaybediyorlar. Öyleyse, hareketin, aile ile devlet arasındaki alanı ele geçirme sürecini gizlemeye yardımcı olacak yeni bir kavrama, adeta yeni bir "destekleyici fanteziye" gereksinim oluşmaya başlıyor. Bu yeni kavram, yeni düş kırıklıklarına yol açacak.
Yeni kavram, yeni yol arkadaşları...
Bu yeni kavram acaba ne olabilir? Seçim sonrası Meclis'te AKP-MHP işbirliğine, "Söğüt Şenlikleri" kucaklaşmasına, Cumhurbaşkanı'nın şehit ailelerine verdiği iftar yemeğine bakarak bu yeni kavramın "milliyetçilik" olabileceğini düşünüyorum. Tabii bu kavram da demokrasi ve bireysel özgürlükler kavramları gibi, içeriklerinden (özellikle anti-emperyalist potansiyelinden) soyutlanmış bir biçimde kullanılacak; nasıl "demokrasi" oy verme işlevine "bireysel özgürlükler" de türban özgürlüğüne indirgendiyse, bu kavram da siyasal İslamın "mevzi savaşı" taktiğine hizmet edecek bir biçimde, sosyal tarihsel ve jeopolitik özelliklerinden soyutlanarak tek bir özelliğine, "PKK" sorununa indirgenerek devreye girecek diye düşünüyorum.
Eğer bu beklentim gerçekleşirse, siyasal İslam, AKP aracılığıyla yeni bir "transformismo" süreci başlatarak, zaman içinde liberal entelijansiya safrasını atarken bu kez Türk-İslam sentezci, şoven-milliyetçi, entelijansiya içinden yeni yol arkadaşları kazanabilecek, bunlar aracılığıyla, askerin tepkilerini de dün liberallere yönelik olduğu gibi "istediğini ben verebilirim" , söylemiyle yumuşatma şansına sahip olacaktır.

-->
Sanırım, şimdi düş kırıklığına uğrama sırası, dün sorunlarının çözümü için AKP'den (hâlâ ABD'den) medet uman Kürt entelijansiyasında, burjuva-feodal, mülk sahibi sınıflarında, yerel seçkinlerinde... Sanırım, onlar da güvendikleri dağlara kar yağdığını görecekler.