Tuesday, November 13, 2012

ABD: Bir Ülke İki Halk

ABD başkanlık seçimleri bitti. Bir medya karnavalı, 6.5 milyar dolar sonra yine, Obama başkan, Kongre Demokratların, Meclis Cumhuriyetçilerin... Obama Biz bir Amerikan ailesiyiz diyor ama, önceki üç seçimde olduğu gibi yine sonuçlar yüzde 49/51 gibi seçmenin tam ortadan bölünmüş olduğunu gösteriyor. Bir süredir, geçim sıkıntısı, sert geçimsizlik yaşayan, parçalanma eğilimleri sergileyen bir aile bu.

Bu ortamda iktidardaki başkanın ufak bir oy kaymasıyla seçimleri kaybetmesi beklenirdi. Cumhuriyetçi Parti taraftarlarının da kamuoyu yoklamaları Obamanın kıl payı da olsa önde gittiğini göstermesine karşın kendi adaylarının kazanacağına inançları tamdı. Şimdi Cumhuriyetçi parti içinde bir hezimet duygusuna, suçlu arama çabasına bağlı olarak biriç savaşortamı oluşmuş.
 
‘Beyaz köktendinci erkeklerin’ partisi
Cumhuriyetçilerin önemli bir kısmı, adaylarının yeterince muhafazakâr olmadığı için kaybetmiş olduğunu düşünmeye devam ededursunlar, daha mantıklı yorumcular, Obamanın bu kadar olumsuz koşullarda yeniden kazanmış olmasını ABD toplumunun demografik koşullarına, siyahlardan, göçmenlerden, kadınlardan ve gençlerden oluşan kalıcı bir blok inşa etmeyi başarmasına, Cumhuriyetçilerin adeta yalnızca beyaz köktendinci erkeklere ait bir partiye dönüşmeye başlamasına bağlıyorlar. 

Güney Carolinanın Cumhuriyetçi senatörlerinden Lindsey Graham, Ne yani Afrika kökenli Amerikalıların yüzde 95inin, Latin Amerika kökenlilerin yüzde 70inin, 30 yaş altındakilerin oyunu yeterince radikal sağcı olmadığımız için mi alamadık? diye soruyor. Yalnızca Latino(Latin Amerika kökenli) seçmenin değil, Asya kökenli seçmenin, Müslüman seçmenin neredeyse tamamı Demokrat Partiye oy veriyor. Buna karşılık, Obama’nın beyaz seçmenden aldığı oy 2008de yüzde 43ken bu yıl yüzde 40a gerilemiş. Kadınlar da Cumhuriyetçilere, özellikle kürtaj ve tecavüz açıklamalarından sonra sırtlarını çevirmiş görünüyorlar. Obama, seçimlerde Romneyye evli olmayan kadın seçmende yüzde 38, evli kadınlarda yüzde 12 fark atmış

Bu oy dağılımı bir Cumhuriyetçi analistin deyimiyleyükselenlerin koalisyonunubir başka açıdan da özel bir demografik eğilimi temsil ediyor. Sonuçlar, Demokratların güneybatı eyaletlerini Latino, işsizliğin yoksulluğun en sert yaşandığı kuzeybatı eyaletlerini de siyahların oylarıyla kazandıklarını gösteriyor. Kısacası bu demografik trend aynı zamanda güçlü bir sınıfsal boyuta sahip. 

Ancak, tartışmalarda, medyada, bu yükselen koalisyonunsınıfsal boyutu arka plana itilerek, ırk ve kültür boyutu öne çıkarılıyor. Böylece Cumhuriyetçi partiye oy veren beyaz işçi sınıfı, yoksul beyaz orta sınıf, daha öfkeli, daha radikal temsilci arıyor, adeta histeri krizlerine giriyor (ısrarla aynı şeyi daha fazla yapmaya devam ederek başka sonuç almayı ummak). Böylece belki çalışanların, ırk temelinde bölündüklerinden krizde plütokrasinin (yüzde 1in) krizi yönetme politikalarına direniş potansiyelleri kırılıyor, ama Cumhuriyetçi Partinin de bu duruma uyum sağlamasının koşulları hızla ortadan kalkıyor. Bu parti, daha sağda daha saldırgan, faşizan bir parti olmaya doğru itiliyor.

Yine Huntington...
Bu beyaz erkekanksiyetesinin, hatta histeri krizinin arkasına bakınca yine karşımıza Samuel Huntington çıkıyor. 

Huntington,uygarlıklar çatışmasıteziyle,merkez-çevre”, “emperyalizm-bağımlı ülkeikileminin üzerini çizmeyi, bu çelişkiyi görünmez kılmayı başarmıştı. Ortadoğudaki liberal entelijensiya, Müslüman seçkinler de kendilerine kimlik bulduklarını sanarak, ama hâlâ ötekinin ürettiği kültürel kodlarla tanımlandıklarının ayırdına varamadan Huntingtonun (öteki uygarlıktanbirinin) savının üzerine atlayarakyararlı salaklarişlevini gönüllü olarak üstlenmişlerdi.

Huntington uygarlıklar savaşının arkasındaki mantığı ABDye de taşımış (Hispanic Challenge, Foreign Policy, 01/03/2004). Diyor ki, ABD 17 ve 18. yüzyıllarda beyaz, Anglosakson, Protestan temelde kuruldu, daha sonra 19. yüzyılda gelen göçmenleri de entegre edebilmek için Amerika yeniden, bu kez bir itikat(Yeni Kudüs”, “Tepenin Üstündeki Kent”, “Çok Özgün Ülke gibi) olarak tanımlandı. Siyahlar da 1960ların sonunda bu yapıya, sivil halklar hareketiyle ama buitikattemelinde entegre edildiler. Huntington, eğer Amerika beyaz Protestan ve Anglosakson olarak kurulmasaydı Amerika olmazdı; başka bir ülke, Quebec, Meksika, Brezilya (özelolmayan bir ülke) olurdu diyor.

Huntingtona göre, 20. yüzyılın son yıllarından başlamak üzere, Latin Amerikadan, özellikle Meksikadan gelenler şimdi bu yapıya bir tehdit oluşturuyorlar. Bu tehdidin arkasındaki nedenlerden özellikle üçü önemli.

Birincisi, bu göçmenler, daha öncekiler gibi deniz ötesi bir yerden değil, sınır komşusundan geliyorlar. Bu gelenler, ABDnin, Teksas gibi kimi topraklarının daha bir yüzyıl önce kendilerine ait olduğunu düşünerek bu topraklara, üzerinde hak iddia ederek yerleşiyorlar. İkincisi, bu gelenler, belli bölgelerde yoğunlaşıyor, entegre olmuyor, kendi dil ve kültürlerini koruyorlar. Bu bölgelerin bu iki dilli, iki kültürlü özelliği yerel yönetimlere de yansıyor, devletin dil ve kültür bütünlüğünü bozmaya başlıyor. Nihayet, bu gelenlerin nüfusu salt göçlerden değil, yüksek doğum oranlarından da hızla artıyor. Örneğin, seçmen listesine her yıl 50 bin yeni Latino ekleniyor.

Bu zeminde, Huntington Amerika tek ulusal dilli, çekirdeğinde Anglo-Protestan kültürü olan bir ülke olarak kalmaya devam edecek mi etmeyecek mi diye soruyor. Huntington, konuya ilişkin tartışmalara kısaca değindikten sonra, Genel bir Amerikan Rüyası yok, yalnızca Anglo-Protestan toplumun yarattığı bir Amerikan Rüyası var. Meksikalı Amerikalılar bu rüyayı ancak, rüyalarını İngilizce görecek olurlarsa paylaşacaklar saptamasıyla, Cumhuriyetçi Partinin sağ kanadının, bu seçimleri kaybetmesine neden olan ısrarın altını çizerek bitiriyor. 

Sorun şu ki, Cumhuriyetçiler bu gelişmelere ayak uyduran bir dönüşüm geçirmezlerse, yalnızca seçimleri değil, partilerini kaybetmek durumunda kalacaklar. Ya da ekonomik kriz içinde sınıf çelişkileri keskinleştikçe, bu histerili kafa onları, Anglo -Protestan-beyaz üstünlüğüne dayalı faşist akımlara yem edecek. Dahası, tarihsel durumu, içinden geçerek ileri doğru aşmak yerine, geri çevirme, başa dönme çabası Amerikan toplumunun dokusunun çözülmesini gündeme getirebilecek.

No comments: